Çok çok eskiden yaşamlar bu kadar komplike olmadığı, insanların başarmak istediği, elde etmek istediği şeyler bu kadar fazla olmadığı için hayata atılma, ev ve aile kurma yaşı oldukça düşükmüş. En makbul meslek memurluk, insanların memur olma yaşıysa 18'miş. Ee tabi 18 yaşında memur olup para kazanmaya başlayan ve yetişkin hayatına atılan insan ne ister?? Tabi ki evlenip barklanmak ister :)) Zaten hormonlar tavan yapmış, genetik olarak dürten bazı güdüler var, aşık olunabilen en güzel yaşlar yaşanıyor ve tabi gözler kör!! Yaş 18 falan ama gençler kendilerini dev aynasında görmekte... Ben herşeyi yaparım, ben herşeye yeterim, en doğru insanı seçerim, büyüdüm, oldum, tamamım havaları... Evlilik, ardından iki çocuğun dünyaya getirdiği başka bir çocuk :)) Ve tabi bu çocuğun yetiştirilme sorunsalı... Ama tabi o zaman şimdiki gibi TV'ler yok, internet yok, facebook yok, twitter yok,kitaplara ulaşmak bu kadar kolay değil, bu kadar çok uzman ve araştırma da yok. Çocuk psikolojisi diye birşey bilmiyor anne babalar. Daha kendileri de çocuklar aslında... Kendi anne babaları onları nasıl yetiştirdiyse öyle yetiştiriyorlar en değerli varlıklarını, ve aslında birlikte büyüyorlar:))
Günümüzde hayatlar çok komplike, elde etmeye çalıştığımız çok şey var, ilkokul sıralarından başlayarak... Hayat hep bir mücadele, hep bir sınav... Orta okulda liseye girme telaşı, lisede üniversiteyi kazanma stresi, üniversiteden sonra iş bulamama korkusu hatta işsizliğin ta kendisi derken hayatımız mücadele etmek ve bizim gibi çaresiz gençlerle yarışarak geçiyor. Tüm bu yarışların içinde sisteme katılıp birşeyler üretmeye başlama ve hayata atılma yaşı 27-28'leri buluyor. Hayata atılan gençlerin düzen kurup, taşları yerine oturtup sırayı evliliğe getirmesi 30'ları aşıyor çoğu zaman. 30'una geldikten sonra evlenen insanlar tabi artık yaşı kemale erdiği için mantığını kullanıyor ve hemen çocuk sahibi olmak istemiyor. Ee tabi evliliğe de biraz zaman tanımak ve biraz da çocuksuz bir çift olmanın tadını çıkarmak gerek ;) Bu arada geçen zamanda daha da olgunlaşan çift çocuk sahibi olmaya karar veriyor sonunda. Mantıklarının ve olgunluklarının zirvesindeyken dünyalar tatlısı bir misafire açıyorlar kapılarını :) Daha bebek anne karnında gelişirken kitaplar alınıyor, internette araştırmalar yapılıyor çocuk gelişimi ile ilgili. Dünyaya geldikten sonra bilimsel verilere dayalı çocuk yetiştirme yöntemlerini anlatan kitaplar hatmediliyor. Psikolojisi sağlam, özgüveni tam bireyler yetiştirebilmek için her türlü kaynak araştırılıyor, gerekirse uzmanlardan yardımlar alınıyor, kısacası son derece bilinçli bir şekilde çocuklar yetiştirilmeye çalışılıyor.
Şimdi benim bu psikolojisi sağlam ve özgüveni tam bir çocuk yetiştirmeye çalışan annelerden biri olarak kafam çok karışık ve aklımda türlü türlü sorular var. Bu sorulardan bazıları şunlar:
1- Bizim annelerimiz bizim kadar bilinçli değildi madem!! O zaman onlar kötü mü çocuk yetiştirdiler?!?!?!?!
2- Biz madem kuralına uygun yetiştiriyoruz bu çocukları, neden hala kafamızda yetersiz olduğumuz duygusu var?? Yoksa sadece bende mi var bu duygu??
3-Genel olarak tüm ailelerin çocuklarında şımarıklık problemi var. Acaba özgüvenli çocuklar yetiştireceğiz diye kendini dünyanın en önemli insanı zanneden çocuklar mı yetiştiriyoruz??
4-Neden ergenler bizim ergenlik dönemimizdeki ergenlerden daha problemli?
5- Acaba biz çocukları yapıp sonra da onlara tapıyor muyuz yoksa?
6- Biz nerde hata yapıyoruz?? ya da
7-Doğru mu yapıyoruz??
20 Ekim 2012 Cumartesi
1 Ekim 2012 Pazartesi
Bana da bir sorsanız!!
İnsanları çeşitli şekillerde kategorize edebiliriz: uzunlar ve kısalar, zayıflar ve şişmanlar, bizden olanlar ve bizden olmayanlar, kitap okuyanlar ve kitap okumayan sadece televizyon izleyenler, ayakkabı sevenler, çanta sevenler vs. vs. diyeee...Ben bu ara insanları her işe burnunu sokanlar ve sokmayanlar olarak ikiye ayırıyorum.
Şimdi efendim bu aralar yorgunluktan mütevellit cinlerim ve ben pek bir haşır neşiriz. Başka zamanlarda aslında gülüp geçtiğim, hatta dalgaya ve komiğe vurduğum insan davranışları beni ve cinlerimi pek bir sinir etmekte. İnsanımız da başkasının işine karışmaya bayılır yaaaa, kimisi çok yememe taktı bu aralar ''Ay canııııım, maşallah sen de hep yiyosun hep yiyosun.'' diye espri yapıyor aklınca!! Kimisi işe makyajsız gittiğim için sitem ediyor, ağzını büze büze ''Bak canım, sen daha gençsin. Kendine bak, öyle kendi salmış kız kuruları gibi gelme işe.'' diyor. Hayy Allahım ben sabah evden zor çıkıyorum. Bir bardak su içemeden çıktığım günler oluyor :( Aç bilaç işe koşuyorum. Kahvaltımı bile simit poğaça neyse işte kuru kuru şeylerle iş yerinde yapmaya çalışıyorum ki bu arada da çok yediğim için eleştiriyi yiyorum, sen bana makyaj diyorsun!!! Allah Allah!! Sizin çocuklarınızı Fransız dadılar, İngiliz mürebbiyeler büyüttü galiba!
Şimdi yazının gidişatından da anlaşıldığı üzere, çok taze olmasa da yeni sayılabilecek bir anneyim ben. Çoğu işimi yetiştirmeyi beceremesem de hem çalışan hem de çocuğumu iyi bir şekilde yetiştirmeye çalışan bir kadınım. Benim minik 2 yaşına yaklaştı, kocaman çocuk oldu aslında ama bizim anne sütü maceramız hala devam etmekte :))))) Ve henüz ne ben ne de o bıktı bu maceradan... Ben hala bir anneyle bir evladın arasındaki en özel anların ve yakınlaşmaların emzirme sırasında yaşandığını düşünüyorum :) O minik yavrunun annesinin göğsünde yatarken bir yandan karnını bir yandan da ruhunu doyurması, anneyi de en anlatılmaz duygularla doldurur. Annenin de ruhu doyar böylece... Bu manevi hazzın yanında miniğin sağlığı için de anne sütünün paha biçilemez bir tarafı da vardır tabi ki. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir herkesin bildiği üzere. Mesela benim miniğe iki yıldır hiç antibiyotik kullanmamamızı hep anne sütüne bağlamışımdır.
Her neyse, sadede geleyim; bu aralar bu herşeye burnunu sokan insanlar diye kategorize ettiğim tipler bizim bu süt verme maceramıza takmış vaziyette :(( Etrafımdaki belli yaşı aşmış herkes tarafından yoğun baskı yiyorum süt vermeyi kesmem konusunda. Yok efendim çok büyümüş artık, zaten bu saatten sonra ona hiç faydası da yokmuş, hem iştahsızlığının tek nedeni de meme emmesiymiş, memeyi bıraktığı anda iştahı da açılırmış, daha fazla devam edersem bir daha hiç bıraktıramazmışım ıvır da zıvır :(( Teneffüslerde gider okula emzirirsin artık diye dalga geçen bile var!! Onun kendini annesine en yakın hissettiği, en huzurlu yer anne memesi. Emmeyi bıraktığı anda bir daha asla o kadar yakın olamayacağız gibi geliyor bana da hem! Hala benim parçam gibi o, yani benim vücudumdan bir şeyler onun gelişmesine katkıda bulunuyor, onu besliyor... Meme o çocuğun en tutkuyla bağlı olduğu şey şu anda hayatta, kolay mı ha deyince ayırmak onu koparır gibi :(( Hem bana da sorun bakalım bir, ben hazır mıyım acaba??
Şimdi efendim bu aralar yorgunluktan mütevellit cinlerim ve ben pek bir haşır neşiriz. Başka zamanlarda aslında gülüp geçtiğim, hatta dalgaya ve komiğe vurduğum insan davranışları beni ve cinlerimi pek bir sinir etmekte. İnsanımız da başkasının işine karışmaya bayılır yaaaa, kimisi çok yememe taktı bu aralar ''Ay canııııım, maşallah sen de hep yiyosun hep yiyosun.'' diye espri yapıyor aklınca!! Kimisi işe makyajsız gittiğim için sitem ediyor, ağzını büze büze ''Bak canım, sen daha gençsin. Kendine bak, öyle kendi salmış kız kuruları gibi gelme işe.'' diyor. Hayy Allahım ben sabah evden zor çıkıyorum. Bir bardak su içemeden çıktığım günler oluyor :( Aç bilaç işe koşuyorum. Kahvaltımı bile simit poğaça neyse işte kuru kuru şeylerle iş yerinde yapmaya çalışıyorum ki bu arada da çok yediğim için eleştiriyi yiyorum, sen bana makyaj diyorsun!!! Allah Allah!! Sizin çocuklarınızı Fransız dadılar, İngiliz mürebbiyeler büyüttü galiba!
Şimdi yazının gidişatından da anlaşıldığı üzere, çok taze olmasa da yeni sayılabilecek bir anneyim ben. Çoğu işimi yetiştirmeyi beceremesem de hem çalışan hem de çocuğumu iyi bir şekilde yetiştirmeye çalışan bir kadınım. Benim minik 2 yaşına yaklaştı, kocaman çocuk oldu aslında ama bizim anne sütü maceramız hala devam etmekte :))))) Ve henüz ne ben ne de o bıktı bu maceradan... Ben hala bir anneyle bir evladın arasındaki en özel anların ve yakınlaşmaların emzirme sırasında yaşandığını düşünüyorum :) O minik yavrunun annesinin göğsünde yatarken bir yandan karnını bir yandan da ruhunu doyurması, anneyi de en anlatılmaz duygularla doldurur. Annenin de ruhu doyar böylece... Bu manevi hazzın yanında miniğin sağlığı için de anne sütünün paha biçilemez bir tarafı da vardır tabi ki. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir herkesin bildiği üzere. Mesela benim miniğe iki yıldır hiç antibiyotik kullanmamamızı hep anne sütüne bağlamışımdır.
Her neyse, sadede geleyim; bu aralar bu herşeye burnunu sokan insanlar diye kategorize ettiğim tipler bizim bu süt verme maceramıza takmış vaziyette :(( Etrafımdaki belli yaşı aşmış herkes tarafından yoğun baskı yiyorum süt vermeyi kesmem konusunda. Yok efendim çok büyümüş artık, zaten bu saatten sonra ona hiç faydası da yokmuş, hem iştahsızlığının tek nedeni de meme emmesiymiş, memeyi bıraktığı anda iştahı da açılırmış, daha fazla devam edersem bir daha hiç bıraktıramazmışım ıvır da zıvır :(( Teneffüslerde gider okula emzirirsin artık diye dalga geçen bile var!! Onun kendini annesine en yakın hissettiği, en huzurlu yer anne memesi. Emmeyi bıraktığı anda bir daha asla o kadar yakın olamayacağız gibi geliyor bana da hem! Hala benim parçam gibi o, yani benim vücudumdan bir şeyler onun gelişmesine katkıda bulunuyor, onu besliyor... Meme o çocuğun en tutkuyla bağlı olduğu şey şu anda hayatta, kolay mı ha deyince ayırmak onu koparır gibi :(( Hem bana da sorun bakalım bir, ben hazır mıyım acaba??
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

