22 Şubat 2013 Cuma

Her şey değişir...

Hayatta en sevdiğim laflardan biri "İnsanın en önemli yeteneği alışma yeteneğidir." lafıdır. Diğeri ise "Değişim asla değişmez." İki söz de değişimle alakalı aslında. Değişirsin ve alışırsın, olay bu kadar basit. Zaman değişiyor, çağ değişiyor, hayat değişiyor, insanlar değişiyor, kısacası herşey değişiyor. Bu yüzden eski fotoğraflara baktığımızda hep utançla karışık bir yabancılaşma hissediyoruz. Sanki o fotoğraftaki kişi biz değilmişiz, hatta hiç olmamışız gibi... İşte bu yüzden geçmişte yaşadıklarımızı düşündüğümüzde pişmanlıklar duyuyor ya da "Şimdiki aklım olsa...."  ile başlayan cümleler kuruyoruz hep. "Benim hayatımda pişmanlıklar yok. Yaşadığım her şey benim için çok değerli." diyen insanları da hiç anlamıyorum. Arkadaşım mükemmel insan vardı da bizim mi haberimiz olmadı? Sen nasıl birşeysin de hiç hata yapmamışsın bugüne kadar. Bugüne kadar tanıdığım en mükemmel insan benim (yani bir insanın mükemmel olabilme kapasitesi ne kadar düşük, düşünün artık :P) benim bile pişman olduğum en az yarım düzine şey vardır. Keşke yapmasaydım ya da böyle yapmasaydım dediğim o kadar çok şey var ki!!! Ben cesurum, objektifim, kabul ediyorum ve pişmanlığın bir eksiklik değil de daha iyiye giden bir yolda ilk basamak olduğunun farkındayım. Bence pişmanlık yani hata yaptığını farketmek bir erdem. Belki  bu bakış açısıyla, asla pişman olmadığını iddia eden mükemmel insanlarla aynı sonuca varmış oluyoruz, yani onlar da yaptıkları herşeyin onlara deneyim ve hayat tecrübesi olarak geri döndüğünü iddia ediyorlar yaaa.... Ben de diyorum ki: "Evet, aptallık ettim. Pişmanım. Aptal değilsem bu da bana ders olur." Bu arada bunları düşündüğüme göre iyice yaşlanıyorum ben galiba, hatta yaşlanmışım, üzerime bir olgunluk çökmüş :/

Bu arada aslında yazmaya başladığımda asıl yazmayı amaçladığım konu başkaydı :/ Değişimle başlayan (yani aynı girişle) ama tamamen başka bir konuya değinen...Ancak sanırım bu günler benim pişmanlıklarımı ve geçmişimi sorguladığım ve değerlendirdiğim günler...O yüzden yazı bu şekilde gelişti. Eeeee o zaman diğer konu da başka bir yazıya kısmet olsun. Kıssadan hisse: Her an herşey değişebilir :P




17 Ocak 2013 Perşembe

Çok şey mi istiyorum???

Çok yorgunum, o kadar yorgunum kiii :((  Bedenen, ruhen, aklen, manen... Hayat çok hızlı ilerliyor ve ben artık hayatı yakalayamadığımı, hatta yakalamayı bırak takip bile edemediğimi düşünüyorum. Her zaman, yapmam gereken bir dolu iş var ama hiçbirine yetişemiyorum. Bazı konularda ipin ucunu saldım, bıraktım ama aklımdan silemiyorum ki! Yapmasam da yapamasam da aklımın bir köşesinde kalıyorlar sürekli ve beynimi kemiriyorlar: "Şişşşşt, ben de sıradayım. Dur daha, oturdun dinleneceksin ama aklın bende olsun. Sırada ben varım." diye haykırıyorlar beynimin köşe bucak her yerinde. İşleri halletmeye kalksam bedenim isyan ediyor "Yorgunluktan ölmek üzereyim.Uyumak istiyorum." diye... Boşversem, bıraksam gönlüm razı değil, aklımı sanki köstebekler kemiriyor!! Her şekilde de yoruluyorum anlayacağınız.

Tüm bu iş güç, hay huy arasında aslında en önemli işim olan miniğime de yeterli ilgi ve özeni de göstermeye çalışıyorum. Ancaaaak, bir bebeğe gerekli olan,onun ihtiyaç duyduğu zamanı ona ayırabiliyor muyum işte o tartışılır :((  Çoğu meslek grubunda çalışan kadınlara göre daha esnek ve rahat çalışma saatlerim var. İşyerim evime oldukça yakın olduğu için, her öğlen eve gelip yarım saat de olsa oğlumla vakit geçiriyorum. Buna rağmen akşam eve geldiğimde yüzüme öyle hüzünle, özlem dolu gözlerle bakıyor ki önce bu yoksunluk ve yalnızlık hissini  ona yaşattığım için kendime kızıyor, sonra da hayatta olduğum için Allah'a şükrediyorum :) Eve girdiğimde ilk iş onu kucaklamama, öpmeme rağmen, paltomu çıkarıp onu kucağıma almamı bekleyemeyip ellerimi öpmeye çalışması, bacağıma sarılıp pantolonumu öpmesi ise beni hem hüzüne boğan hem de dünyanın en mutlu insanı yapan hareket :)) Keşke imkan olsa da tüm anneler,evlatları 3 yaşına gelip de kreşe başlayana kadar onlara kendileri bakabilse. Kadının sırtındaki yükler zaten ağır, bari evladına, en değerli varlığına yeterince alaka gösterememek ve bundan duyulan vicdan azabı manevi bir yük ve mutsuzluk sebebi olmaktan çıksa... Sizce çok şey mi istiyorum??